Susmak Daha Az Acıtıyor: Yanlış Anlaşılmaktan Yorulan İnsanlar...


Susmak Daha Az Acıtıyor: Yanlış Anlaşılmaktan Yorulan İnsanlar...

İnsan aslında yalnız kalmaktan değil, yanlış anlaşılmaktan yoruluyor. Bir noktadan sonra kendini anlatmaya çalışmak yerine susmayı seçiyor. Çünkü susmak bazen daha az acıtıyor.


Yanlış anlaşılmak, sadece kelimelerin çarpıtılması değildir. İnsanın niyetinin, duygusunun, içindeki kırılganlığın görülmemesidir. Anlatırsın ama karşı taraf başka bir şey duyar. Açılırsın ama savunmada kalırsın. Kendini ifade etmeye çalışırsın ama sonunda daha çok yorulursun.


İşte tam burada susma başlar.


Susmak çoğu zaman bir güç gösterisi değildir. Aksine, tükenmişliğin sessiz işaretidir. Sürekli kendini açıklamak zorunda kalmak, insanın içindeki enerjiyi emer. Yanlış anlaşılma tekrarlandıkça kişi şunu düşünmeye başlar: “Zaten anlaşılmayacağım.”


Bu düşünce tehlikelidir. Çünkü zamanla insan gerçekten anlatmak istememeye başlar.


Yanlış anlaşılmak ile yalnızlık arasında ince bir bağ vardır. Bazen kalabalıkların içindesindir ama içindeki cümleleri kimse duymaz. Bu noktada kalabalık, yalnızlığı azaltmaz. Aksine daha görünür hale getirir. Bu durum, “kalabalıkta yalnızlık” olarak adlandırılır ve modern hayatın en yaygın duygusal yorgunluk sebeplerinden biridir.


Daha önce “Anlaşılmamak İnsanı Neden Yorar?” başlıklı yazımızda da değindiğimiz gibi, insanın en temel ihtiyaçlarından biri görülmek ve anlaşılmaktır. Bu ihtiyaç karşılanmadığında kişi savunmaya geçer ya da geri çekilir. Çoğu zaman geri çekilmek daha güvenli gelir.


Susmak bir kaçış değildir. Bir korunma mekanizmasıdır.


Ancak uzun süre susmak, insanın iç dünyasında birikime sebep olur. Söylenmeyen cümleler, paylaşılmayan duygular, bastırılan kırgınlıklar zamanla içsel bir yük oluşturur. Duygusal yorgunluk tam da burada başlar.


Yanlış anlaşılmaktan yorulan insanlar genellikle hassas insanlardır. Çünkü söylediklerinin yanlış yerlere çekilmesi onları derinden etkiler. Bu yüzden daha dikkatli konuşmaya, daha ölçülü davranmaya başlarlar. Fakat bu da bir süre sonra doğallığı kaybettirir.


İnsan kendisi olamadığı yerde huzur bulamaz.


Bir diğer önemli nokta da şudur: Yanlış anlaşılmak tekrarlandıkça kişi kendinden şüphe etmeye başlar. “Acaba ben mi yanlış ifade ediyorum?” sorusu zihne yerleşir. Oysa sorun çoğu zaman ifade etmekte değil, karşı tarafın duyma biçimindedir.


Susmayı seçen insanlar genellikle güçlü görünür. Çünkü tartışmaya girmezler. Kendilerini savunmazlar. Geri çekilirler. Ama bu güç değil, yorgunluktur.


Peki çözüm nedir?


Çözüm her yerde kendini anlatmaya çalışmak değildir. Çözüm, anlaşılabileceğin alanları bulmaktır. Herkesin seni anlaması gerekmez. Ama en azından bir yerde kendin olabilmelisin.


Duygusal yorgunluk bir gecede oluşmaz. Yanlış anlaşılmaların birikimidir. Bu yüzden kendine şunu hatırlatmak önemlidir: Susmak bazen dinlenmek içindir, tamamen vazgeçmek için değil.


Çünkü insanın içindeki anlatma ihtiyacı asla tamamen kaybolmaz. Sadece doğru yeri bekler.