Kendini Anlatmaktan Vazgeçen İnsanlar...


 Kendini Anlatmaktan Vazgeçen İnsanlar


Bir insan kendini bir anda anlatmaktan vazgeçmez.


Bu karar yavaş yavaş oluşur. Her yanlış anlaşılmada biraz daha geri çekilir. Her cümlesi başka yere çekildiğinde biraz daha susar.


Zamanla anlatmanın yorucu olduğunu fark eder.


Kendini anlatmak cesaret ister. İnsan iç dünyasını açtığında savunmasız kalır. Ama karşılığında anlaşılmayı bekler. Eğer tekrar tekrar yanlış anlaşılırsa, savunma mekanizması devreye girer.


Ve şu cümle doğar:

“Anlatmanın bir anlamı yok.”


Bu noktada kişi susmayı seçer. Çünkü susmak daha az risklidir. Yargılanma ihtimali düşüktür. Açıklama yapma zorunluluğu yoktur.


Ama susmak aynı zamanda uzaklaşmaktır.


İnsan kendini anlatmadığında, karşı taraf onu gerçekten tanıyamaz. Tanınmadığında bağ zayıflar. Bağ zayıfladığında kişi daha da içine kapanır.


Bu bir döngüdür.


Kendini anlatmaktan vazgeçen insanlar genellikle derindir. Yüzeysel konuşmalar onları tatmin etmez. Ama derin konuşmalar da risklidir. Çünkü daha önce incinmişlerdir.


Bu yüzden seçici olurlar.


Herkese anlatmazlar.

Herkese açılmazlar.

Herkese güvenmezler.


Bu bir zayıflık değildir. Bir korunma biçimidir.


Ama insan tamamen kapanırsa, zamanla gerçekten anlatmak istememeye başlar. İşte en tehlikeli nokta burasıdır.


Çünkü anlatma ihtiyacı bastırılsa da yok olmaz.


Belki mesele herkese anlatmak değildir. Doğru kişiye anlatmaktır. Herkes anlamak zorunda değildir. Ama insan en azından bir yerde yargılanmadan var olabilmelidir.


Kendini anlatmaktan vazgeçtiysen, bu senin yetersiz olduğun anlamına gelmez. Belki de sadece yanlış yerlere anlatmışsındır.


Ve bazen yeniden anlatmaya başlamak için tek bir doğru alan yeterlidir.



 Bu yazı bir serinin parçasıdır:

→ Sürekli Güçlü Görünmekten Yorulanlar

→ Herkesin İçinde Sakladığı Sessizlik